beşinci haftayı, ooo iyi yaa böyle gidecekse hamilelik rahat bi şey yani, diye kapatmıştım.
allah belasını versin altıncı haftanın! bulantılar başladı. yataktan çıkamıyorum. noolduğunu anlamadım bile. bir önceki gün her şey çok güzeldi, bir sonraki gün pertim.
kan testi sonuçlarını aldım, iki doktoruma da gösterdim. her şey yolunda şimdilik. haftaya kalp atışı dinleyeceğiz, heyecan var.
ruh halim önceki iki haftaya göre çok daha iyi. isim bile düşünmeye başladım. oysa fasülye bebek ismini pek sevmiştim. uygun bulunmadı eş dost tarafından.
doktor idrar testi istedi. hastane özel hastane olmasına rağmen, her özel hastane gibi yaşlı ve fakirler tarafından doldurulmuş durumda. zaten umumi tuvaletlere karşı bir genel soğukluğum var, söz konusu hastane tuvaletiyse önünden bile geçemiyorum. hastanede beklerken bile koltuklara oturmayan bir insanım ben, tuvaletine nasıl gireyim? elimde plastik kap, kocamın gözlerinin içine bakıyorum "noolur büroya gidelim, işeyip geri gelelim" diye. tabi ki kabul etmiyo ve yine ben bunla niye evlendim bakışı atıyo. ama artık çok geç, çocuğunu taşıyorum. hemşirelere soruyorum, en ücra tuvaletiniz nerde, hani kimsenin kullanmadığı falan, öyle bir tuvalet yok diyorlar. kesin yalan ve inanmıyorum ama uzatmayacağım. hastanenin karşısındaki benzinliğe gidiyor gözüm pencereden. işte kabı dolduracağım yeri buldum! gururla dönerken benzinlikten, elimdeki idrar dolu kabı sallaya sallaya geçiyorum ana caddeden, giriyorum hastaneye yeniden. hemşireye göz kırpıp ayrılıyorum muzaffer bir edayla. artık o hastanedeki bütün idrar testlerini yapabilirim, tuvaletimi buldum!
bulantı rezalet bi şey. zencefil emsem de geçmiyo, limon koklasam da. sanıyorsunuz ki iştahım da kesildi, hayır yok öyle bir şey! yine deli gibi acıkıyorum, hayvanlar gibi yiyorum ama bulantım hep var! tek fark, yatarak yiyo olmam. zira yataktan kalkacak halim yok.
her ne kadar adli tatil olsa da, benim adli tatil boyunca her hafta ikişer duruşmam var ve bir şekilde mutlaka ofiste olmam lazım. allahtan ofiste geniş bir kanepemiz var ve o artık benim hamile kanepem.
asıl irade testine geldi sıra : dışarı çıkıp alkol almadan durmak. ne güzel akşamları dışarı çıkmıyodum ama mecbur kalınca ne yapacağım? zira öyle de oldu. önce bir akşam, yakın arkadaşlarımızla daha önce hiç alkolsüz bir şeyin satıldığına dikkat etmediğim bara gittik. insanlar alkolsüz nasıl muhabbet edebiliyo, bi yere gittiğinde nasıl alkolsüz şeyler içebiliyo, hatta alkolsüz mekanlar niye varlar diye merak içindeydim. insan kınadığını yaşamadan ölmezmiş. soda söyledim. soda. herkes bira ve şarap içerken ben soda söyledim. o kadar canım yanmadı, rakı balıklı ortama henüz girmiş değilim, sanırım hüngür hüngür ağlayacağım o zaman geldiğinde. iki gün sonra da kalabalık bir ekiple yayladaydık. herkes rakı ve bira içiyo doğal olarak. benim elimde ise bir buçuk litrelik suyum vardı. yalan söylemicem, iki seferde de birer yudum bira içtim. belki ikincisinde bir yudum değil de dört yudum içmiş olabilirim. ama içten içe de bir suçluluk duydum tabi. annem, yaa o kadar abartma, ben sana hamileyken arada sırada içtim dedi. evet anne, sonucu benim, bence içmemek için kocaman bir sebep bu!
gene bulantıya dönücem, çünkü bu haftanın tek büyük olayı bu. normal şartlar altında, değil her gün, üç saat bulantı çeksem "yeter lan, bıktım bu hayattab!" diye çemkiririm sağa sola. ama şimdi, bulantı yüzünden ayağa kalkamıyo olsam da sinirli değilim. çok acayip bi şey yaa. normalde önce fasülyeyi suçlamam lazım, bana neler çektiriyosun pis embriyo diye sonra da kocama bağırıp çağırmam lazım, senin yüzündeeeeeennnn, diye. ama ben efendi efendi yatıyorum, kimseye de söylenmiyorum. enteresan valla. kendi içimde sövdüm birazcık tabi, nerden çıktı bu bulantı falan diye de, valla sadece o kadar.
şu kalp atışlarını da duyayım da, belki daha makul bir insan olurum o zaman. nevrotik hamilelik de zor olacak gibi ya neyse...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder