7 Ağustos 2017 Pazartesi

7. hafta

"hamilelik çok güzel bi şey yeaa" diyenleri dışarı alabilir miyim? siz, ya hatırlamıyosunuz ya da çok aşırı pozitifsiniz.

sürekli işemenin nesi güzel? sürekli ama! akşam 7den sonra sıvı tüketmesem bile, gece üç kere tuvalete kalkıyorum! ben ki, uykusu bölünmeyen, deliksiz uyuyan bi kadındım, iki saatte bir uyanıp tuvalete gidiyorum! doğanın seni çocuğa alıştırma yolu galiba. bebek doğunca mecburen iki saatte bir kalkacaksın, en iyisi şimdiden hazırla kendini diyo. 

kalp atışını duyduğumuz gün çok güzeldi ama. kalp kalp kalp. beş karış asık suratım kalp atışını duyduğum an değişti. dişlerini göstererek gülen emoji oldum bi anda. pıtı pıtı pıtı pıtı diye atıyo yaa!
ama hamilelik haftası ve günü değişti, üç gün geriye gitti tarih. o yüzden yedinci haftam çok uzun geçti!

ilk on gün, beslenmeme aşırı dikkat ediyodum, asla şeker ve hamurişi tüketmeyip protein ve kaliteli karbonhidrat tüketiyodum ancak yedinci hafta hepsi değişti! 

bulantım hep var ama iştahım da hep var! millet ne güzel yemek yiyemiyo, ben iki saatte bir kurt gibi acıkıyorum. bi anda acıkıyorum, gözüm dönüyo. gömdüm tabi sıkmaları, kekleri, makarnaları. tvde ne görsem istiyorum, lazanya mı gördüm hooop hemen lazanya yap. pancetta mı var ekranda, koş mutfağa mayala da mayala. kendimi şekere ve kötü karbonhidratlara sattım. köleleri oldum. pişmanım. kilom hala aynı ama etler bıngıl bıngıl oldu bile. acilen beslenme düzeni kurmam lazım ama büroda çok zor oluyo. adli tatilde böyleyse, sonbaharda napıcam hiç bilmiyorum. 

sürekli halsiz ve yorgunum. normalde de enerjik bir insan sayılmazdım ama tembelliğimdendi o. şimdiki çok farklı. yapmak istediğim halde hiçbir şey yapamıyorum, anında yoruluyorum ve sadece yatmak istiyorum. 

sinirli değilim demiştim, o da geçti. büroda canım stajyerim ve sekreterime terör estirmeye başladım. adet öncesi sinirimi alın on beşle çarpın. öyle bir sinir, öyle bir sevimsizlik. allah yardımcısı olsun bana sabretmek zorunda kalanların.

şimdilik hamileliğin tek güzel yanı "hakim bey, hamileyim bekleyemem" çekmek. "savcı bey, o sigarayı söndürün, hamileyim." , " memur bey, birazdan üzerinize kusabilirim hamileyim, şu işimi bi halletsek?"le geçiyor adliye zamanlarım. çok pis bir insan oldum. aman canım, o kadar şeyi çekiyorum, bi tane de artısı olsun yani!


25 Temmuz 2017 Salı

6. hafta

beşinci haftayı, ooo iyi yaa böyle gidecekse hamilelik rahat bi şey yani, diye kapatmıştım.

allah belasını versin altıncı haftanın! bulantılar başladı. yataktan çıkamıyorum. noolduğunu anlamadım bile. bir önceki gün her şey çok güzeldi, bir sonraki gün pertim.

kan testi sonuçlarını aldım, iki doktoruma da gösterdim. her şey yolunda şimdilik. haftaya kalp atışı dinleyeceğiz, heyecan var.

ruh halim önceki iki haftaya göre çok daha iyi. isim bile düşünmeye başladım. oysa fasülye bebek ismini pek sevmiştim. uygun bulunmadı eş dost tarafından. 

doktor idrar testi istedi. hastane özel hastane olmasına rağmen, her özel hastane gibi yaşlı ve fakirler tarafından doldurulmuş durumda. zaten umumi tuvaletlere karşı bir genel soğukluğum var, söz konusu hastane tuvaletiyse önünden bile geçemiyorum. hastanede beklerken bile koltuklara oturmayan bir insanım ben, tuvaletine nasıl gireyim? elimde plastik kap, kocamın gözlerinin içine bakıyorum "noolur büroya gidelim, işeyip geri gelelim" diye. tabi ki kabul etmiyo ve yine ben bunla niye evlendim bakışı atıyo. ama artık çok geç, çocuğunu taşıyorum. hemşirelere soruyorum, en ücra tuvaletiniz nerde, hani kimsenin kullanmadığı falan, öyle bir tuvalet yok diyorlar. kesin yalan ve inanmıyorum ama uzatmayacağım. hastanenin karşısındaki benzinliğe gidiyor gözüm pencereden. işte kabı dolduracağım yeri buldum! gururla dönerken benzinlikten, elimdeki idrar dolu kabı sallaya sallaya geçiyorum ana caddeden, giriyorum hastaneye yeniden. hemşireye göz kırpıp ayrılıyorum muzaffer bir edayla. artık o hastanedeki bütün idrar testlerini yapabilirim, tuvaletimi buldum!

bulantı rezalet bi şey. zencefil emsem de geçmiyo, limon koklasam da. sanıyorsunuz ki iştahım da kesildi, hayır yok öyle bir şey! yine deli gibi acıkıyorum, hayvanlar gibi yiyorum ama bulantım hep var! tek fark, yatarak yiyo olmam. zira yataktan kalkacak halim yok. 

her ne kadar adli tatil olsa da, benim adli tatil boyunca her hafta ikişer duruşmam var ve bir şekilde mutlaka ofiste olmam lazım. allahtan ofiste geniş bir kanepemiz var ve o artık benim hamile kanepem. 

asıl irade testine geldi sıra : dışarı çıkıp alkol almadan durmak. ne güzel akşamları dışarı çıkmıyodum ama mecbur kalınca ne yapacağım? zira öyle de oldu. önce bir akşam, yakın arkadaşlarımızla daha önce hiç alkolsüz bir şeyin satıldığına dikkat etmediğim bara gittik. insanlar alkolsüz nasıl muhabbet edebiliyo, bi yere gittiğinde nasıl alkolsüz şeyler içebiliyo, hatta alkolsüz mekanlar niye varlar diye merak içindeydim. insan kınadığını yaşamadan ölmezmiş. soda söyledim. soda. herkes bira ve şarap içerken ben soda söyledim. o kadar canım yanmadı, rakı balıklı ortama henüz girmiş değilim, sanırım hüngür hüngür ağlayacağım o zaman geldiğinde. iki gün sonra da kalabalık bir ekiple yayladaydık. herkes rakı ve bira içiyo doğal olarak. benim elimde ise bir buçuk litrelik suyum vardı. yalan söylemicem, iki seferde de birer yudum bira içtim. belki ikincisinde bir yudum değil de dört yudum içmiş olabilirim. ama içten içe de bir suçluluk duydum tabi. annem, yaa o kadar abartma, ben sana hamileyken arada sırada içtim dedi. evet anne, sonucu benim, bence içmemek için kocaman bir sebep bu! 

gene bulantıya dönücem, çünkü bu haftanın tek büyük olayı bu. normal şartlar altında, değil her gün, üç saat bulantı çeksem "yeter lan, bıktım bu hayattab!" diye çemkiririm sağa sola. ama şimdi, bulantı yüzünden ayağa kalkamıyo olsam da sinirli değilim. çok acayip bi şey yaa. normalde önce fasülyeyi suçlamam lazım, bana neler çektiriyosun pis embriyo diye sonra da kocama bağırıp çağırmam lazım, senin yüzündeeeeeennnn, diye. ama ben efendi efendi yatıyorum, kimseye de söylenmiyorum. enteresan valla. kendi içimde sövdüm birazcık tabi, nerden çıktı bu bulantı falan diye de, valla sadece o kadar.

şu kalp atışlarını da duyayım da, belki daha makul bir insan olurum o zaman. nevrotik hamilelik de zor olacak gibi ya neyse...


5. hafta

normalde hamilelik haberini üçüncü aydan sonra veriyolar, düşük olur yok efendim nazar değer bilmemne. benim hamile olduğumu ofisin altındaki sıkmacılardan, ağır ceza reislerine kadar herkes biliyo. neden? çünkü ağzımda bakla ıslanmıyo. çünkü hamileliği kullanmam lazım. 

duruşma beklemek çok mu uzadı, yaa ben hamileyim diyorum, hooop duruşmayı aldırıyorum. neden? çünkü mahkeme salonunuza kusarım diye tehdit etmişim! hakim savcı asansörünü mü kullanmam lazım (hoş zaten o asansörleri kullanıyodum hep, halkla temas etmeyi sadece halkımdan para alırken seviyorum), savcı bey hamileyim, bütün kokular midemi bulandırıyo, sizin o güzel parfümünüz hariç deyip kendisinin asansörde fazlalık olduğunu hissettiriyorum.

bunları bulantım olmamasına rağmen, kesinlikle kusmamama rağmen yaptım. beşinci haftam mis gibiydi açık söylemek gerekirse. 

doktorun yanından çıkıp, fasülyemizin resmini de yanımıza alarak kitapçıya gittik. alacağım kitap belli, "what to expect when you're expecting", 1984'ten beri en çok satan hamile kitabı. kitapla gülümseyerek de bi selfie çekip aileme yolladım ki huysuzluğumun geçtiğini bilsinler. yani tabi ki, benim huysuzluğum öyle geçecek bi şey değil de, en azından içimdeki embriyodan artık nefret etmediğim bilinsin. gerçekten de kötü duygularım elimdeki ultrason resmi ile sona erdi. enteresan bir şey. gene de kan testi yaptırmadan kesin olan bir şey yok, kesenin içi boş da olabilir. doktor her hafta muayeneye bekliyo. kadın doğumcu olan teyzeme sordum, özel hastane di mi dedi. müvekkillerimden güç bela topladığım paraları her hafta özel hastaneye saçıcam, belli oldu. 

ertesi sabah, evin yakınındaki sağlık ocağına gittim test yaptırmaya. kaydım dört sene önce yaşadığım yer olan ankara yenimahallede görünüyo. o kadar ilgisiz bir insanım sağlık sektörüne karşı. yeni kaydolduğum aile doktorum, sağlık ocağında hamileliğin takip edileceğini, yaptıracağım aşılar olduğunu söylüyo. ağlamaklı oluyorum. kan testi için içeri geçtiğimde gözlerim dolu dolu, kurbanlık gibi yaklaşıyorum hemşirenin yanına. ama eli çok hafifmiş, ben bir şey anlamadan doldurdu tüpleri. test sonucunu almaya yarın gelirim diyorum ve gidiş o gidiş. test sonuçlarına internetten de bakılabiliyomuş, ne gerek var bir daha gitmeme. 13. hafta gel demişler, o zaman uğrarım. 

kitabı da yalayıp yuttum 8.haftanın sonuna kadar. bulantım yok ohhhh diye seviniyorum. hiçbir arkadaşım bulantı yaşamamış, ben de yaşamıcam demek ki. annem ilk üç ay banyodan çıkamamış bana hamileyken, ama olsun, bana geçmemiş demek ki diye gülüp oynuyorum. halsizlik de aman aman bi durumda değil. evi silip süpürebiliyorum, adliyede ordan oraya gidip duruyorum, çok yorulduğum söylenemez. 

tek sıkıntım hem buradaki doktorumun hem de teyzemin yasakladığı şeyler. sigara yok, içki yok, bisiklet yok, o yok bu yok. kitaba bakıyorum, sigarayı ilk üç ay içinde mutlaka bırakın diyo. alkol konusunda kesin bir yasak getirmemekle birlikte, benim anladığım miktarını abartmamak gerektiği. arkadaşlarımın doktorları şarap ve biraya makul ölçüler içinde izin vermiş mesela, o doktorları bi bulmam lazım. bisiklet için de kitapta ilk üç ay düşme tehlikesinden dolayı tavsiye etmiyoruz denmiş ama kickbox'a izin var! en çok kızdığım bisiklet konusu çünkü daha iki ay önce gıcır gıcır bi bisiklet almışım ve havaların azıcık insani sıcaklığa gelmesini bekliyorum her gün binebilmek için. henüz hevesimi almadım ve en az dokuz ay paslandırmak çok canımı sıkıyo.

sigaradan asla vazgeçemeyeceğimi sanıyodum, günde iki pakete yakın sigara içen bir insandım. işemeli çubuk testini yapar yapmaz bi sigara yaktım mesela. doktora gidene kadar da günde dört beş tane içiyordum. doktordan sonra da bir iki tane içtim ama artık ne canım istiyor ne de aklıma geliyor. kokusu bile rahatsız ediyo hatta. alkolden ise şu şekilde uzak duruyorum : dışarı çıkmıyorum! boş vaktimin yüzde seksenini geçirdiğim bara hamile olduğumu öğrendiğimden beri gitmedim. 

kitap tam bir amerikan kitabı olduğu için, hamilelikte esrar kullanımı, hamilelikte kokain kullanımı, hamilelikte extacy, lsd, eroin kullanımı gibi başlıkları var. evet maalesef hepsi yasak. kardeşime "hööff ben napıcam bütün bunlar yasak" dediğimde, "üzülme sen de kumar oynatır, karı satarsın" dedi. bu fikri bi süre düşüneceğim.

beslenme konusu biraz sıkıntılı. teyzem, her gün dört köfte büyüklüğünde kırmızı et yiyeceksin, dedi. ben bunu abartıp günde bi kilo falan et yiyorum. sürekli acıkıyorum, bir türlü doymuyorum. erol taş gibi yemeye başladım, saldırıyorum ete. başka da bir şey yemiyorum açıkçası. haa sabahları uyandığımda canımın çektiği şeyi saymazsak : salçalı ekmek!

hayatımda salçalı ekmek yemedim ben. köylü adetlerim yoktur öyle. zira küçükken dadılarla büyümüş bir insanım. yemekleri de restoranımızda yerdik. tarhana çorbası nedir bilmem mesela. ama canım her sabah salçalı ekmek ve tarhana çorbası çekiyo. bebeğim gerçek bir köylü. benim gibi elitist züppeye de bu yakışır! 

kışın, haftalık ortalaması bir bardak su olan bir insandım. şimdi günde en az iki litre su içmem lazım. en zor kısmı bu. elimde bir buçuk litrelik su şişesini emikleyerek geziyorum ve her daim işiyorum. umumi tuvaletlere girmeme konusunda maksimum özeni gösterirken, şimdi her yere işeme tehlikesiyle karşı karşıyayım. 

yine de genel duruma bakarsak, hamilelik o kadar da kötü bir şey değil. hatta gayet de iyi geçiriyorum diyebiliriz.

öğrenme

10 temmuz 2017. höff ne zaman adet olcam yeaaa diye çırpınıyodum. göğüsler acıyo, vücudum şiş, kafayı yiicem gecikmeden.

adet olmanın iki garantili yöntemi var :
1) sevişmek için heyecanlanmak. sevişemeden adet oluyosunuz, bütün hazırlık ve heyecan boşa gidiyo.
2) gebelik testi yapmak. bir keresinde paketi yırtar yırtmaz adet olmuştum mesela. yine aynı şey olacak nasıl olsa diye gittim tuvalete, açtım paketi, işedim çubuğa, koydum kenara. daha ben üstümü başımı toparlayamadan çift çizgi belirdi!

mal gibi kalmak deyimini o an gerçekten yaşadım. daha önce mal gibi kalmak sandığım şeyler mal gibi kalmak değilmiş! koştur koştur ortağıma gösterdim, onda bir sevinç çığlığı! o sırada diğer ortağım gördü, "anaaa" diye sevindi. bi de içerideki kocama gösteriim dedim, aman ne mutluluk! lan bi durun! koş git bi test daha al gel dedim. kocamın gidiş o gidiş! sen heyecandan, iki dakikalık mesafedeki eczaneleri bulama, taaa bi kilometre yürü eczane bulmak için, yarım saatte ancak geri gel. zaten sinirim kalkmış bi de üstüne tuz biber ekiyo! neyse ikinci testi de yaptım, yine çift çizgi. ofiste herkes mutlu, ben sinirli! nereden çıktı şimdi bu hamilelik, sırası mıydı sanki, para yok iş çok, daha dolce vita'dan vazgeçmemiştim diye bütün olumsuz düşüncelerimi sıraladım. kocam şaşkın, bununla niye evliyim diye düşünüyo muhtemelen, ortaklarım da anlam veremiyo, e sen çocuk istiyodun ama diyolar. istiyodum da şimdi istemiyodum ki! önümüzdeki beş yıllık kalkınma planlarımın üçüncü evresinde evet istiyodum belki.

haberi verdiğim herkes sevinçle karşılıyo doğal olarak. bense bir umut biri sinirimi alır diye düşünüyorum ama onun yerine daha çok sinirleniyorum. sanki siz doğuracaksınız hıh! benim bu halimi gören kocam ve annemse iyiden iyiye gıcıklanıyolar tabi bana. ellerinden gelse kafamı kesip beni makineye bağlayıp bebeği öyle büyütecekler içimde!

en yakın arkadaşımdan umutluyum, o da benim gibi yeaa ne gerek vardı şimdi tepkisi verecek diye. ne de olsa ikimizin de çok rahat, özgür, çocuksuz ve mutlu evlilikleri var, her gece başka bir yerde sabahlamaya her an hazırız, içkiyi sigarayı çok seviyoruz falan filan. bütün günahlarıma ortak yani, bebek haberi onu da "mal edecek" diye heveslendim. nihayet biri bana destek olacak. "la ben hamileyim" yazıp çift çizgili çubuklarımın fotosunu gönderdim. allahım bu ne sevinç! olleeyyyler, yuppiilerr, yaşasıııınlar, konfetiler, kalpler, ve daha neler neler! bir kez daha yıkılmışım beklediğim tepkiyi alamayınca. doktorunu seçtin mi, benimkine gidebiliriz, onu sevmezsen başka buluruz diye başladı benim düşünmediğim her şeyi halletmeye koyuldu. ne zamana randevu istersin diyo, ne biliim gelecek ay olabilir diyorum. tabi ki kabul etmedi ve dört gün sonrasında uzlaştık. ee, herkes ertesi gün kan testine gitmemi beklerken bence dört güne ertelemem de iyi başarı. 

bu arada kimsenin telefonlarına cevap vermiyorum, mesajlaşarak iletişim kuruyorum çünkü huysuzum, gıcığım ve bunalımdayım. çocuklu arkadaşlarım, tepkilerimin normal olduğunu, her kadının hamile olduğunu öğrendiğinde şok yaşayıp kötü tepki verdiğini söylüyor. hatta bi arkadaşım, çift çizgili çubuğunu kocasının suratına fırlatmış "sırası mıydı şimdi, hepsi senin yüzünden!" diye. şu an üç buçuk yaşındaki kızlarıyla "biz daha önceki hayatımızda ne yapıyormuşuz, ne kadar boşmuş yaşamımız" diyolar. bilemiyorum tabi. banka hesabıyla doğru orantılı bir mutluluk seviyem var benim, o sıra tek düşündüğüm bebeğin çok masraflı bir"şey" olduğu. o dört gün geçene kadar herkese kan kusturdum. annem benimle ilişkisini kesecek de şimdi torun morun olacak diye ses etmiyo. kocam keşke bunla evlenmeseydim diye düşünüyo. arkadaşlarım "amaan amma abarttın haa" diye bana olan tiksintilerini dile getiriyo, bense hepinizden iğreniyorum, şu bebek var mı yok mu bi öğreniim gününüzü göstericem diyorum içimden.

beklenen gün geldi çattı. doktorcuğum, "eğer sistit varsa o da çubuktaki çift çizgiye neden olabilir" dediği an benim yüzümde güller açtı, kocamsa derin bir kedere kapıldı. yine de bi ultrasona girelim bakalım, belki keseyi görürüz dedi, uzandığım anda kalbim küt küt atmaya başladı. hemşire, ilk hamileliğiniz mi dedi, hımmm diye homurdandım. 25 yaşında var mısınız dedi, "canım senin o ağzını yerim ben! şu an günlerdir en mutlu anımı yaşadım!" diye haykırdım. hemşire de benden tiksindi. her neyse, doktorcuğum aleti göbeğime koydu, keseyi gördük, kocama baktım sevinçten ölecek. bense ne hissedeceğimi bilmiyodum. beş haftalık hamilesin ama yine de kan testine bi bakalım, diye kaldırdı beni yerimden doktor. kronik rahatsızlığın var mı diye sordu, psikolojik olanları saysam kağıtlar biter dedim. gülmedi. bel fıtığı ve panik atak, panik atak deyip geçmeyin o benim için çok önemli dedim. iyi tamam dedi yazdı. 

ilk ultrason görüntümüzü elimize alıp ofise döndük. artık bir fasulyem vardı.