normalde hamilelik haberini üçüncü aydan sonra veriyolar, düşük olur yok efendim nazar değer bilmemne. benim hamile olduğumu ofisin altındaki sıkmacılardan, ağır ceza reislerine kadar herkes biliyo. neden? çünkü ağzımda bakla ıslanmıyo. çünkü hamileliği kullanmam lazım.
duruşma beklemek çok mu uzadı, yaa ben hamileyim diyorum, hooop duruşmayı aldırıyorum. neden? çünkü mahkeme salonunuza kusarım diye tehdit etmişim! hakim savcı asansörünü mü kullanmam lazım (hoş zaten o asansörleri kullanıyodum hep, halkla temas etmeyi sadece halkımdan para alırken seviyorum), savcı bey hamileyim, bütün kokular midemi bulandırıyo, sizin o güzel parfümünüz hariç deyip kendisinin asansörde fazlalık olduğunu hissettiriyorum.
bunları bulantım olmamasına rağmen, kesinlikle kusmamama rağmen yaptım. beşinci haftam mis gibiydi açık söylemek gerekirse.
doktorun yanından çıkıp, fasülyemizin resmini de yanımıza alarak kitapçıya gittik. alacağım kitap belli, "what to expect when you're expecting", 1984'ten beri en çok satan hamile kitabı. kitapla gülümseyerek de bi selfie çekip aileme yolladım ki huysuzluğumun geçtiğini bilsinler. yani tabi ki, benim huysuzluğum öyle geçecek bi şey değil de, en azından içimdeki embriyodan artık nefret etmediğim bilinsin. gerçekten de kötü duygularım elimdeki ultrason resmi ile sona erdi. enteresan bir şey. gene de kan testi yaptırmadan kesin olan bir şey yok, kesenin içi boş da olabilir. doktor her hafta muayeneye bekliyo. kadın doğumcu olan teyzeme sordum, özel hastane di mi dedi. müvekkillerimden güç bela topladığım paraları her hafta özel hastaneye saçıcam, belli oldu.
ertesi sabah, evin yakınındaki sağlık ocağına gittim test yaptırmaya. kaydım dört sene önce yaşadığım yer olan ankara yenimahallede görünüyo. o kadar ilgisiz bir insanım sağlık sektörüne karşı. yeni kaydolduğum aile doktorum, sağlık ocağında hamileliğin takip edileceğini, yaptıracağım aşılar olduğunu söylüyo. ağlamaklı oluyorum. kan testi için içeri geçtiğimde gözlerim dolu dolu, kurbanlık gibi yaklaşıyorum hemşirenin yanına. ama eli çok hafifmiş, ben bir şey anlamadan doldurdu tüpleri. test sonucunu almaya yarın gelirim diyorum ve gidiş o gidiş. test sonuçlarına internetten de bakılabiliyomuş, ne gerek var bir daha gitmeme. 13. hafta gel demişler, o zaman uğrarım.
kitabı da yalayıp yuttum 8.haftanın sonuna kadar. bulantım yok ohhhh diye seviniyorum. hiçbir arkadaşım bulantı yaşamamış, ben de yaşamıcam demek ki. annem ilk üç ay banyodan çıkamamış bana hamileyken, ama olsun, bana geçmemiş demek ki diye gülüp oynuyorum. halsizlik de aman aman bi durumda değil. evi silip süpürebiliyorum, adliyede ordan oraya gidip duruyorum, çok yorulduğum söylenemez.
tek sıkıntım hem buradaki doktorumun hem de teyzemin yasakladığı şeyler. sigara yok, içki yok, bisiklet yok, o yok bu yok. kitaba bakıyorum, sigarayı ilk üç ay içinde mutlaka bırakın diyo. alkol konusunda kesin bir yasak getirmemekle birlikte, benim anladığım miktarını abartmamak gerektiği. arkadaşlarımın doktorları şarap ve biraya makul ölçüler içinde izin vermiş mesela, o doktorları bi bulmam lazım. bisiklet için de kitapta ilk üç ay düşme tehlikesinden dolayı tavsiye etmiyoruz denmiş ama kickbox'a izin var! en çok kızdığım bisiklet konusu çünkü daha iki ay önce gıcır gıcır bi bisiklet almışım ve havaların azıcık insani sıcaklığa gelmesini bekliyorum her gün binebilmek için. henüz hevesimi almadım ve en az dokuz ay paslandırmak çok canımı sıkıyo.
sigaradan asla vazgeçemeyeceğimi sanıyodum, günde iki pakete yakın sigara içen bir insandım. işemeli çubuk testini yapar yapmaz bi sigara yaktım mesela. doktora gidene kadar da günde dört beş tane içiyordum. doktordan sonra da bir iki tane içtim ama artık ne canım istiyor ne de aklıma geliyor. kokusu bile rahatsız ediyo hatta. alkolden ise şu şekilde uzak duruyorum : dışarı çıkmıyorum! boş vaktimin yüzde seksenini geçirdiğim bara hamile olduğumu öğrendiğimden beri gitmedim.
kitap tam bir amerikan kitabı olduğu için, hamilelikte esrar kullanımı, hamilelikte kokain kullanımı, hamilelikte extacy, lsd, eroin kullanımı gibi başlıkları var. evet maalesef hepsi yasak. kardeşime "hööff ben napıcam bütün bunlar yasak" dediğimde, "üzülme sen de kumar oynatır, karı satarsın" dedi. bu fikri bi süre düşüneceğim.
beslenme konusu biraz sıkıntılı. teyzem, her gün dört köfte büyüklüğünde kırmızı et yiyeceksin, dedi. ben bunu abartıp günde bi kilo falan et yiyorum. sürekli acıkıyorum, bir türlü doymuyorum. erol taş gibi yemeye başladım, saldırıyorum ete. başka da bir şey yemiyorum açıkçası. haa sabahları uyandığımda canımın çektiği şeyi saymazsak : salçalı ekmek!
hayatımda salçalı ekmek yemedim ben. köylü adetlerim yoktur öyle. zira küçükken dadılarla büyümüş bir insanım. yemekleri de restoranımızda yerdik. tarhana çorbası nedir bilmem mesela. ama canım her sabah salçalı ekmek ve tarhana çorbası çekiyo. bebeğim gerçek bir köylü. benim gibi elitist züppeye de bu yakışır!
kışın, haftalık ortalaması bir bardak su olan bir insandım. şimdi günde en az iki litre su içmem lazım. en zor kısmı bu. elimde bir buçuk litrelik su şişesini emikleyerek geziyorum ve her daim işiyorum. umumi tuvaletlere girmeme konusunda maksimum özeni gösterirken, şimdi her yere işeme tehlikesiyle karşı karşıyayım.
yine de genel duruma bakarsak, hamilelik o kadar da kötü bir şey değil. hatta gayet de iyi geçiriyorum diyebiliriz.